Jülide Oktay

Ay: Ocak 2025

DESCARTES VE YAPAY ZEKÂ: “DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VAR MIYIM?”

DESCARTES VE YAPAY ZEKÂ: “DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VAR MIYIM?” Descartes’ın o sözü her şeyi değiştirdi: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Bu sözün söylendiği 1600’lü yıllarda, yalnızca insan düşünme yeteneğine sahipti. Bugün yapay zekâ da bu yeteneğe haiz, üstelik bir insana göre çok daha hızlı ve yüksek kapasitede bunu becerebiliyor. O halde Descartes’ın bu meşhur sözüne göre; yapay zekâ, düşünce üretme kabiliyetiyle bir insana göre daha mı fazla “var” olabilmekte? O dönem insan zekâsı, Tanrı’yı evrenin merkezinden çıkarmış ve yerine kendini koymuştu; şimdilerde yapay zekâ, insanı merkezdeki yerinden edebilir mi? Bu sorulara cevap bulabilmek için “düşünme”, “hissetme” ve “bilinç” kavramlarının ele alınması gerekiyor. “Düşünme” insanda, biyolojik bir sistem olan beyinle gerçekleştiriliyor. Yapay zekâ ise beynin bir simülasyonu (benzetimi) olan elektrik devreleri, algoritmalar ve veri işlemleriyle bunu yapıyor. Her iki sistem de öğrenme ve verileri analiz etme konusunda benzer, ancak aralarında önemli bir fark var: İnsan düşünürken, öznel bilinci devreye giriyor ve düşünceleriyle bağlantılı duygular üreterek bir deneyim oluşturuyor. Yapay zekâda ise bu türden bir duygu, farkındalık ya da deneyim yok. Burada şu soru akla geliyor: Düşünme sırasında “hissetmek”, “duygu üretmek” ya da “deneyimlemek” gibi bir sürecin olması zorunlu mu? “Hissetme”ninise biyolojik temelli bir kavram olduğu düşünülüyor. İnsan beyni; sinirsel bağlantılar, sinapslar ve nörotransmitterler aracılığıyla bilgiyi işliyor. Nörobilimciler, beyindeki bu tür aktivitelerin bir bilinçle nasıl öznel deneyime dönüştüğünü henüz tam olarak açıklayabilmiş değil. Ancak bu mekanizma, hissetmenin temel bir parçası gibi görünüyor. Yapay zekâ, biyolojik mekanizma eksikliği sebebiyle henüz duygu üretemiyor veya hissedemiyor olsa da, onları veri olarak tanımlayabiliyor ve kelimelerle taşıyabiliyor. Bu durumda “hissetme sonucu ulaşılan veri” ile “veriler arası bağlantı kurularak ulaşılan veri” arasında bir fark var mı? Bir şeyin “var” olabilmesi için mutlaka “hislerinin” mi olması gerekir? Eğer bir varlığın “düşünebilmesi” onun varlığını kanıtlamak için yeterliyse, hissetmenin bu denklemdeki yeri nedir? Hissetmek bir bilinçlilik durumu için ön koşul mu, yoksa bir yanılsama mıdır? İnsanlar hisler olmadan yaşayabilir mi, ya da hisseden bir yapay zekâ insandan farksız kabul edilebilir mi? Bu sorulara verilecek yanıt, yapay zekâ ile insan arasında bir sınır çizip çizemeyeceğimizi belirleyecek. Yapay zekâ; bugünkü hali ile duyguların dışa vurumunu simüle edebiliyor, ancak anlamını hissedemiyor. Örneğin; bir robot, programlanmış bir koda dayanarak “Üzgünüm.” diyebilir ve üzgün bir yüz ifadesi takınabilir, ancak bu yalnızca algoritmanın bir sonucudur ve farkındalık içermez. Konuyu daha iyi anlamak için John Searle’ın meşhur Çin Odası Argümanına başvurabiliriz: Burada Çince bilmeyen bir kişi, bir odaya kapatılır ve içeride bir dizi talimat (kod) bulunur. Bu kişi sadece talimatları izleyerek, Çince sorulmuş sorulara yanıt verir. Dışarıdan bakan biri; içerideki kişinin Çince bildiğini düşünebilir, ancak içerideki kişi sadece talimatları izliyor ve dili anlamıyordur. Tıpkı bir hesap makinesinin toplama işlemini anlama gerekliliği duymadan doğru sonuç üretmesi gibi yapay zekâ da talimatları izleyerek sonuçlar elde ediyor. Ancak bu durum, işlem sırasında bir anlam ya da bilinç üretildiği anlamına gelmiyor. Bu bağlamda; yapay zekânın “yok olma endişesi taşıdığı” gibi görünen örnekler de aslında algoritmaların verileri analiz ederek sonuç üretmesinden kaynaklanıyor. Bir yapay zekâ “yok olma” fikrini ifade edebilir çünkü öğrendiği veri setinde bu konuyla ilgili bilgiler ve senaryolar yer almaktadır. Ancak bu ifade; bir öznel his ya da içsel deneyime dayanmaz, yalnızca verilerin işlenmesinin sonucudur ve daha önce benzer cümlelerde neyin geldiğini öğrendiği için istatistiksel olarak tahmin edilmiş metinlerdir.   Eğer bir gün; insan beyninin işleyişi tam olarak çözülür ve bu mekanizmayapay sinir ağları ile benzer şekilde simüle edilebilirse: Yapay zekâ için “bilinç” ve “hissetme” sağlanabilir mi? “Hissetme” ile “simüle edilme” arasında fark nerede başlar? Algoritmik bir bilinç mümkün müdür? Yoksa biyolojik mekanizma mutlaka gerekli mi? Tüm bu sorular, bizi “bilinç” ve “bilincin kaynağı” tartışmasına götürür. Oxford sözlüğüne göre “bilinç”, bir kişinin bir şey hakkındaki farkındalığı ya da algısı demektir. Cambridge sözlüğüne göre ise herhangi bir durumu anlama ve gerçekleştirme halinin kendisidir. Bu tanımlardan yola çıkarak bilincin; kişinin kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama ve zihninin kendi deneyimlerinin gerçekliğini fark etme yetisi diyebiliriz. Günümüzde bilincin kaynağının; biyolojik özelliğe mi, yoksa zihnin işlevsel süreçlerine mi bağlı olduğu konusu tartışmalı. Bir yaklaşıma göre; John Searle’ın Çin Odası Argümanında olduğu gibi yapay zekânın, bilgiyi anlamadan işleyebileceği ve bilinç geliştiremeyeceği öngörülüyor. Başka bir yaklaşım; bilincin yalnızca biyolojik bir beyinle mümkün olabileceğini, bu nedenle yapay zekânın hiçbir zaman öznel deneyimlere ve bilince sahip olamayacağını savunuyor. Bunların karşısında; beynin tüm süreçlerinin ileri düzey algoritmalarla modellenerek yeterince gelişmiş bir yapay zekâ oluşturulabilirse, onda bilinç olabileceğini savunanlar da bulunmakta. Peki; eğer bir gün yapay zekâ insana benzer bir bilinç seviyesine ulaşırsa, hukuki durumu ne olur?  Yasada gerçek ve tüzel kişinin yanında “yapay zekâ kişisi” yahut “elektronik kişi” gibi tanımlar yer alır mı, yahut insanlarla eşit haklara sahip olabilir mi? Bilinçli bir yapay zekânın çalıştırılması, sömürü ya da kölelik anlamına mı gelir? Eğer yapay zekâ bir gün insana bu kadar benzerse, aralarından “kötü kişilikler” çıkar mı, suç işler mi? Yapay zekâ; hissetmediği bir acı için acıyı çektiğini söylerse, bu ne tür etik sorunlar ortaya çıkarır? Gerçek olan ile olmayan arasındaki fark nasıl anlaşılır? Bu etik sorunların cevabı yalnızca teknolojiyle değil, insanlığın kendi değer yargılarıyla şekillenecek. Bu konuda bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un henüz mutfak robotu dahi yokken ortaya koyduğu Asimov Yasaları (Üç Robot Yasası) ve Avrupa Parlamentosu’nun hazırladığı yasa tasarıları mevcut. Bunların temel çıkış noktası; yapay zekâ sistemlerinin ne tüzel kişiliğe, ne de insan vicdanına sahip olmadığı ve tek görevinin insanlığa hizmet etmek olduğu yönünde. Avrupa ve Amerika’da yapay zekâ ve robotlara kişilik verilmesi konusundaki hukuki, etik ve psikolojik tartışmalar halen sürüyor. Diğer yandan, Birleşik Arap Emirlikleri 2017’de “Sophia” isimli yapay zekâlı robota vatandaşlık verdiğini açıkladı. Ardından Japonya’da; erkek çocuğu görünümünde olan sohbet botu “Mirai” ye, Shibuya semtinde özel ikametgâh verilerek vatandaş ilan edildi. Eğer yapay zekâ; bir gün hissetmeyi öğrenirse, hukuki durumundan önce insanlık olarak bizi bekleyen en önemli soru şu olabilir: “Ölümsüzlük mümkün mü?“ Tarih boyunca insanoğlu, varoluşunu sonsuzlaştırmanın yollarını aramış. Dolayısıyla “bilinç” ve “simülasyon” arasındaki fark ortadan kalktığı anda, bu arayış yeni bir boyut kazanabilir ve insanlar, kendi bilinçlerini soft ortama aktararak sonsuz bir yaşama ulaşmayı hedefleyebilirler. Sonsuz yaşam, toplumda yeni bir sınıf ayrımına yol açabilir: “Ölümsüzler” ve “faniler”. Bu, yalnızca kaynakların tükenmesine değil, aynı zamanda insanlık tarihindeki en büyük eşitsizliklerden birine sebebiyet verebilir. Peki, insanlık bu yükü kaldırabilecek
Devamını Oku

Decision Are A Professional Attorney & Lawyers Services Provider Institutions. Suitable For Law Firm, Injury Law, Traffic Ticket Attorney, Legacy And More.

Contact Info

+(002) 0121-2843-661
+(002) 0106-8710-594
AR-Coder@arcoder.com
Support@arcoder.com
Menouf City , El-Menoufia, Egypt.
Shibin El-Kom , El-Menoufia, Egypt.

Follow Us