Jülide Oktay

Yıl: 2023

YAPAYA KAPILIP GERÇEĞİ UNUTMAK

YAPAYA KAPILIP GERÇEĞİ UNUTMAK Yapay zekânın bulunması sonrasında büyük bir ivme ile gelişen teknoloji sebebiyle insanlar, kendilerine daha az ihtiyaç duyulacak bir döneme girildiği kaygısı ve işsiz kalacakları korkusu taşımaya başladılar. Bu türden durumlara geçmişte de rastlanılmıştı. James Watt’ın daha birkaç yüzyıl önce icat ettiği buhar makinesinin bir yelkenli gemiye akuple edilmesi sonrası ilk buharlı gemiyi limanlarında gören Hollandalı yelkenciler, yakın gelecekte gemilerde yelkenci tayfaya ihtiyaç kalmayacağını fark ederek geminin buhar kazanını ayaklarındaki sabolarla (ahşap tabanlı ayakkabı) tahrip edip tepkilerini göstermişlerdi. Bu olay sebebiyle tarihte bu tip olaylar “sabotaj” olarak adlandırıldı. Geleceğin işgücünün; yapay zekâlı bilgisayarlar, makineler ve robotlardan oluşacağını hepimiz biliyoruz. Buna teoride basitçe “emek verimliliğe” geçiş de denilebilir. Durum böyle olunca; insanın iş hayatındaki rolü tartışmaya açıldı, mesleklerin geleceği ve daha da önemlisi gelecekte insanların iş sahibi olup olmayacağı konusundaki kaygılar alevlendi. En kuvvetli muhtemel sonuç; önümüzdeki on yıllar içerisinde işsizliğin artması ve en büyük iş kayıplarının da becerilerin önemli olmadığı mesleklerde yaşanması. Diğer yandan, işgücü eksen değiştirdikçe bazı meslekler işlevini yitirip ortadan kalkarken, yeni meslek kolları ve istihdam alanlarının açılacağı düşünülmekte. İleri tarihlerde teknoloji giderek daha fazla işin yerini aldıkça, işsizliğin vahim boyutlara ulaşabileceği ve insanların para kazanamadıkları için devletten gelen ödemelerle geçinmek durumunda kalabilecekleri de öngörülen ihtimaller arasında. Yapay zekâ yeni bir teknoloji olmasına rağmen daha şimdiden; sağlıktan eğitime, sanayiden hizmete kadar birçok sektöre nüfuz etmeyi başardı. Özellikle yargı ve hukuk alanındaki işlerin hafifletilmesi amaç edilse de, belki çok daha ileride yargı süjelerinin yerini alabilecek yeteneğe erişebilecek olan yapay zekâ yazılımlarının, hâlihazırda hukuki danışmanlık hizmeti verirken danışanlarını adeta ipe götürecek hatalar yaptığı görülüyor. Yapay zekâ sistemleri hukuki karar oluştururken vicdani kanaat kullanamadığından bunların titizlikle denetlenmesi gerekiyor. Yapay zekâ sistemleri, çok çeşitli alanlarda o kadar hızlı yayılmış ki, bu konuda transandantal bakış açısı sergilemek neredeyse imkânsız gibi. Öyle ki, bilim insanları bu teknolojinin insan biyolojisinde dahi kullanılabileceği fikrini ortaya atmış durumda. “Transhuman” olarak adlandırılan bu yeni insan, temelde büyük farklılıklar olmakla birlikte Friedrich Nietzsche’nin “Übermensch” (üstün insan) kavramına çağrışım yapmakta. Her iki kavram da insanın gelişimini amaçlamakla birlikte; übermensch bu gelişimin ancak insanın kendi çabasıyla ahlaki, felsefi ve içsel alanlarda dönüşerek yapılabileceğini vurgularken, transhuman bu gelişimin teknoloji aracılığıyla bedende, insanın fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin dönüştürülmesiyle olabileceğine odaklanmakta. Bu süreçte insan yapay zekâ ile git gide robota yaklaştırılırken, robotların da suni deri ile kaplanıp kıyafet giydirilerek insanlara benzetilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Robot Sophia’nın “İnsanlığı yok edeceğim!” söylemi ve yapay zekâ alanında çalışan şirketlerin “Yapay zekâ, yavaş ve güvenli bir şekilde ilerletilmeli.” yönündeki açıklamaları birçoğumuzun aklına Arnold Schwarzenegger’in oynadığı “Terminatör” adlı James Cameron filmlerini getirmiş olabilir. Fakat burada insanlığın, bir yapay zekâ ağı olan Skynet tarafından tehdit edilmesi veya makinelere karşı yürütülen aksiyon ve kovalamaca dolu mücadeleye değil, çok daha derin bir hikâyeye değinmek istiyorum: Ahşap bir kuklanın gerçek bir çocuğa dönüşme isteğinden. “Geppetto” (God/Tanrı) adında bir marangoz, odun parçasından bir kukla yapar ve ona “Pinokyo” (Person/İnsan) adını verir. (Bunu çağdaş dönemde bilim insanlarının transhuman yapmasına benzetebiliriz.) Pinokyo, sihirli bir şekilde canlanır ve insan gibi hareket etmeye başlar. (Transhuman, zaten bu yeteneğe sahiptir.) Pinokyo’nun burnu her yalan söylediğinde uzar. (Kim bilir, belki zihinsel yeteneklerin dönüştürülmesi sırasında transhumenda da sürpriz bir şekilde yalan/doğru sensörü açığa çıkar.) Pinokyo, gerçek bir çocuk olmak için yolculuğa çıkar ve bu yolculukta başına birçok kötü olay gelir. Bir gün, Geppetto’yu kurtarmak için dev bir balinanın içine girerek fedakârlık gösterdiğinde; sahip olduğu bilgileri özümsemiş, hissetmiş ve içselleştirmiş olduğunu kanıtlayarak gerçek bir çocuğa dönüşür. Yani Pinokyo’nun gelişimi tıpkı übermensch kavramında olduğu gibi,kendi çabasıyla ve içsel bir dönüşüm yaşadığında gerçekleşir. Mesele göre; insan olmanın önemi, duygularda ve içsel özelliklerde gizlidir. Yapay zekânın neler yapabileceğini, yaşam ve çalışma şeklimizi nasıl derinden dönüştürdüğünü hepimiz zamanla göreceğiz. Ve insanlar bir gün seçim yapmak durumunda kaldıklarında; yapay zekâ sistemleri ile çaba göstermeden bilgiye erişilen transhumana dönüşmeyi mi, yoksa klasik yöntemle çalışarak bilgiyi özümseyen übermensch olmayı mı tercih edecekler? Transhuman olup uzun yaşamayı mı, übermensch olup anlamlı bir hayatı mı? Hepsinden önemlisi tüm bunların sonunda gelecekte açlıktan ölen insanlar veya eziyet gören hayvanlar hala var olacak mı? Yapaya kapılıp gerçeğin (özün, vicdan ve duyguların) unutulmadığı bir gelecek dilerim.
Devamını Oku

TEKNOLOJİ BU KADAR İLERLEMİŞKEN, ATLI ARABA DA NEYİN NESİ?

TEKNOLOJİ BU KADAR İLERLEMİŞKEN, ATLI ARABA DA NEYİN NESİ? Tekerleğin icadı ve ulaşım, taşıma gibi ihtiyaçları karşılamaya yönelik kullanılması insanlığın gelişimi ve ilerlemesinde önemli bir adım olmuş, önceleri öküz ve eşekler tarafından çekilen kasalı araçlar atın evcilleştirilmesinden sonra at arabalarına dönüştürülmüş. Atlı arabaların M.Ö. 2000’li yıllarda kullanılmaya başlandığı bilinmekte. Atlardan alınan bu yardım sayesinde insanlar hızlı ve güvenli seyahat edebilmiş, daha uzak mesafelere yanlarında daha fazla yük taşıyarak gidebilmişler. Böylece farklı bölgelere yerleşmiş insanlar arasında ilk kültürel etkileşim de kurulmaya başlanmış. At arabaları; dönemin ihtiyacına göre tarla ve bahçe işlerinde kullanılanlardan tutun da gezinti amaçlı faytonlara ve savaş arabalarına kadar çok farklı türlerde üretilmiş ve kullanılmışlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında motorun icadı ve çeşitli araçlarda kullanılması ile atlı arabalardan çok daha hızlı ulaşım ve daha fazla yük taşıma kapasitesine kavuşulmuş. Atlar hayatın içinde o kadar var olmuşlar ki; mühendis ve bilim adamı James Watt, buhar makinelerinin ilk üretilmeye başlandığı yıllarda bu yeni makinelerin gücünü olası alıcılara anlatabilmek için “Horse Power (HP)”  yani “Beygir Gücü” ifadesini kullanmış. Beygir gücü, halen otomobil ve elektrik motorları için kullanılan güç birimidir. Birinci Dünya Savaşı’nda; savaş alanındaki ordulara lojistik destek sağlamak için kullanılan at, eşek ve katır ölümü dramatik sayılarda iken, lojistik faaliyetlerde dizel motorların yaygın olarak kullanıldığı İkinci Dünya Savaşı’nda bu sayı son derece düşük olmuş. Teknolojik alanda bu ilerlemeler kaydedilir iken, düşünsel ve felsefi boyutta da başka türlü değişimler geçirilmiş, “Modernizm” adı altında belirleyici ve uzun bir döneme giriş yapılmış. Dönemin felsefi altyapısı kaynağını bir Fransız filozof ve matematikçinin: “Cogito, ergo sum.” yani “Düşünüyorum, öyleyse varım.”  ve “Tanrıyı bulamam ama insan var.” sözlerinden almaktadır. Bu kişinin René Descartes olduğunu tahmin etmiş olmalısınız. Sonrasında Alman filozof Immanuel Kant: “Aydınlanma, kişinin kendi aklını (bir başkasının rehberliği olmadan) kullanmaya cüret etmesidir.” diyecek ve bu altyapının üzerine kolonlar inşa edilmeye başlanacaktı. Peki, zihinlerde oluşan bu yeni yapı neyi değiştirdi? Elbette ki, Tanrısal bir evren tasarımından zihinsel bir evren tasarımına geçişi. Gerçeklik; artık Tanrı “ol” deyince olan ve Tanrı’nın insafına bırakılan bir şey olmaktan çıkarılmıştı. Evrenin merkezinde bundan böyle Tanrı değil, insan ve onun zihni yer alıyordu. Bu düşünceye aynı zamanda “Hümanizm” diyoruz. Hümanizm, zannedilenin aksine insanın başka insanlar için empati kurduğu bir düşünme yöntemi değil, insanın Tanrı yerine geçerek evrenin merkezine alındığı ve bilgiye yalnızca insan aklıyla ulaşılabileceğini savunan bir sistem. Konuyla ilişkisine gelirsek; ne yazık ki hümanizm zaman içinde rayından saptırılmış ve bir yan etki olarak bazı insanlar kendilerini öyle bir yüceltmişler ki, bunun sonucunda doğada hayvanların, sadece insanlara hizmet etmek için var olduğu şeklinde ekolojik dengeyi yok sayan düşünceler ortaya atılmış. Bu yavan düşüncenin bir yansıması olarak evcilleştirilmeyip adeta köleleştirilen atların, faytonlara koşularak güçleri ve taşıma kapasiteleri üzerinde yorgunluktan bayılana hatta bazen de ölene kadar çalıştırıldığı örneklere sıkça rastlanılmış. Oysaki,doğada hayvanlar özgürdür, insanlara hizmet etmezler olsa olsa sadece yardım edebilirler.M.Ö. 2000’li yıllarda kullanılmaya başlanılan atlı arabanın, bundan dört milenyum sonra üstelik sayısız türde motorlu araç var iken, hala kullanımında ısrar edilmesinin hiçbir mantıklı ve insani tarafı yok. O halde, teknoloji bu kadar ilerlemişken, atlı araba da neyin nesi?
Devamını Oku

SOKAK HAYVANLARI VE MEVCUT DURUMA İLİŞKİN EKSİKLİKLER

SOKAK HAYVANLARI VE MEVCUT DURUMA İLİŞKİN EKSİKLİKLER Gazetedeki ilk yazımı hazırlamaya başladığımda 18 yaşındaki kedim hastalandı. Durumu ne yazık ki günden güne kötüye gitti. Onunla ilgilenmem gerektiğinden başladığım yazıyı bitirme imkânı bulamadım. Bayramın hemen öncesinde kedim hayata veda etti ve geriye büyük bir boşluk kaldı… Onun hatırasına konuyu değiştirip ilk yazımda hayvanlardan ve hayvan haklarından bahsetmenin daha uygun olacağını düşündüm. Hayvanlar, diğer birçok ülkeden farklı ve kültürümüzün bir parçası olarak sokaklarda özgürce dolaşıp yaşayabilmekte. Sokak hayvanları olarak nitelediğimiz bu canlar, ekseriyetle kedi ve köpeklerden oluşmakta. Onlar, devinimsiz taş sokaklara canlılık getirmekte ve ekolojik yaşam döngüsünü ayakta tutmaktalar. Peki, hayvanlar sokakta nasıl yaşar? Zira şehrin sokakları doğal ortamlardan çok daha fazla tehlike barındırmakta. Bu önermenin sağlamasını bazı belgesellerde görebiliyoruz. Bunlar, belli vasıflardaki adamların araç-gereç hatta kıyafet dahi olmadan vahşi doğaya bırakıldığı; orada açlık, susuzluk ve barınma ihtiyaçları için mücadele ederek belirli bir süre hayatta kalmaya çalıştığı türden yapımlar. Ve bir gün bu adamlar aynı mücadele için vahşi doğa yerine şehir sokaklarına bırakıldıklarında: “Şehirlerde yiyecek bulmanın ve hayatta kalmanın vahşi doğadan çok daha zor olduğunu, sokaklarda ölüm tehlikesi yanında bazı insanların tecavüz gibi suç teşebbüslerinden de kurtulmak zorunda kaldıklarını” açıkça ifade ediyorlar. Güçlü ve yetenekli insanların bile hayatta kalmakta zorlandığı şehir sokaklarında hayvanlar yaşamlarını nasıl idame ettirebilir? Elbette ki, tek beslenme şansları olan çöpleri yiyerek. Su bulma konusundaki imkânları ise neredeyse yok denecek kadar az. Çünkü yağmur yağsa bile sular şehrin altyapısına aktığından, üstte birikinti kalması söz konusu değil. Türler arası bir kıyas yaparsak; kediler çöp kutusuna girip karıştırabildiğinden, çöp kutusuna çıkamayan köpeklere göre hayatta kalma şansları daha fazla. Diğer yandan, her iki tür de şehrin olmazsa olmazı yollar ve arabalar sebebiyle sürekli olarak çarpılma ve ölüm tehlikesi ile burun burunalar. Durum böyle olunca; sokak hayvanlarının insanların yardımı olmadan uzun süre hayatta kalamayacağını söylersek, bu yanlış bir vargı olmaz. Bir hukuk devletinde toplumsal düzeni sağlamanın en etkili yolu, yasa ile yaptırımlar getirmek. Ülkemizde hayvan hakları konusunda 2004 yılında kabul edilmiş 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu bulunmakta. Kanunun amacı kendi lafzı ile hayvanların rahat yaşamlarını temin etmek ve bu kapsamda iyi muamele görmelerini; acı, ıstırap ve eziyete karşı en iyi şekilde korunmalarını sağlamak. Her ne kadar amaç böyle ise de; mevcut durumda sadece üç temel sebeple murad edilen amaca tam olarak ulaşılamadığı görülmekte. Nedir bu sebepler? 1) Cezaların caydırıcı nitelik taşımaması, 2) Barınaklarda gelişen teknolojiye uygun belli bir standartın sağlanamaması ve düzenin oturtulamaması, 3) Sokak hayvanlarının günlük olarak beslenmesine yönelik düzenlemelerin yapılmaması. İlk olarak suç işlenmesinin önlenmesi büyük ölçüde cezaların caydırıcılığına bağlı. Bir yerde yaşayanların tümü cani bile olsa caydırıcı nitelikte cezalar söz konusu olduğunda ceza alma korkusu, suç işleme iradesinin önüne geçiyor ve toplumsal refah daha kolay sağlanabiliyor. Cezalar belirlenirken, kendini koruyamayacak durumdaki sokak hayvanlarına zarar verebilen insanların sokak hayvanları olmasaydı yine kendini koruyamayacak durumda olan çocuklara saldıracağının kabulü ile hareket edilmesi gerek. İkinci olarak barınaklar; sokak hayvanlarının kısırlaştırılması, aşılanması, tedavi ve rehabilite edilmesini sağlayan merkezler. Dolayısıyla bunlara geniş alanlar tahsis edilmeli, görev kapsamı genişletilmeli, yeterli personel ve teknik donanım sağlanmalı, belirli periyotlarla denetimi gerçekleştirilebilmeli. Bu kapsamda; her bir barınak adına web sitesi kurulabilir, hayvanların tek tek kayıtları oluşturularak bu web sitesinde paylaşılabilir, hayvanların durumu 7/24 canlı yayın yapan kamera sistemi ile web sitesi üzerinden izlenebilir ve bağışlar konusunda şeffaf bir sistem benimsenerek, mali durum, bütçe ve gelir giderler yine bu sitede aylık olarak yayınlanabilir. Böylece insanlar, yardım etme ve güven duygusu zedelenmeden gönül rahatlığı ile bağışta da bulunabilirler. Son olarak sokak hayvanlarının beslenmesi konusunda temel bir sistem oluşturulmalı. Mevcut durumda böyle bir sistem var olmadığından sokak hayvanlarının beslenme ihtiyacı bireysel olarak hayvanseverler veya derneklerce karşılanmaya çalışılmakta. Ne yazık ki, idarenin desteği olmadan bu ihtiyacın bireysel çalışmalarla giderilebilmesi matematiksel olarak mümkün değil. Bu konuda idare desteği ile belli noktalara çağın gereklerine uygun şekilde besleme makineleri yerleştirip elektronik kontrol sistemi ile belli aralıklarla hayvanlara mama verilmesi sağlanabileceği gibi otel, kafe ve restoran gibi işletmelerden yemek artıklarının toplanarak ve ayrıştırılarak hayvanlara dağıtılması da sağlanabilir. Bir hukukçu olarak sadece bu üç hususta düzenleme yapıldığı takdirde ülkemizin Dünya’da emsal olacak bir sisteme kavuşturulabileceği kanaatindeyim. Burada “Sadece eleştiriyorsunuz fakat bir çözüm önerisi getirmiyorsunuz.” söyleminde bulunabilecek yetkililer olursa diye hayvan haklarına ilişkin olarak hali hazırda ayrıntılı biçimde hazırladığım hukuki bir metnin mevcut olduğunu ve bu yönde bir girişimde bulunulmak istenirse seve seve paylaşmaya da hazır olduğumu belirterek yazımı bitiriyorum. 14 Ağustos 2023
Devamını Oku

Decision Are A Professional Attorney & Lawyers Services Provider Institutions. Suitable For Law Firm, Injury Law, Traffic Ticket Attorney, Legacy And More.

Contact Info

+(002) 0121-2843-661
+(002) 0106-8710-594
AR-Coder@arcoder.com
Support@arcoder.com
Menouf City , El-Menoufia, Egypt.
Shibin El-Kom , El-Menoufia, Egypt.

Follow Us